Yüksek enflasyon – yavaşlayan büyüme açmazında sıkışmak ve ‘Merkez Bankası’nın kararsızlık kararı’

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK), Ekim ayı toplantısında faizleri değiştirmemeye karar verdi.

Buna göre bankanın borç vermekte uyguladığı faizler gecelik borç vermede yüzde 25,5, politika faizi olan haftalık repo ihalesinde yüzde 24 ve geç likidite penceresi uygulamasında yüzde 27 olmaya devam edecek.


PPK, faizleri mevcut düzeyinde bırakırken bu kararını şu açıklamalara dayandırdı:

“Döviz kurundaki hareketlerin de etkisiyle fiyat artışlarının alt kalemler bazında genele yayılan bir nitelik gösterdiği dikkat çekmektedir. İç talep koşullarındaki zayıflamanın enflasyon görünümündeki bozulmayı kısmen sınırlayacağı düşünülse de fiyatlama davranışlarına dair yukarı yönlü riskler devam etmektedir. Bu çerçevede Kurul, sıkı parasal duruşun korunmasına karar vermiştir.”


Stagflasyon Belirtileri

Sanayi üretiminde ciddi bir ivme kaybı var. Bu kayıp, gayrisafi milli hasıla (GSYH) büyümesinde yaşanacağı tahmin edilen düşüşün öncü göstergesi niteliğinde.Bunu Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini kullanarak yaptığımız grafikte görebiliriz.

Grafik bize sanayi üretimindeki düşüşü açık biçimde gösteriyor.

Bu durumda büyümenin düşmemesi mümkün görünmüyor.

Konuya bir de enflasyon açısından bakalım. Yine TÜİK verilerini kullanarak Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) verilerini ele alarak yılbaşından Eylül sonuna kadar enflasyonu bir grafiğe taşıyalım.

Bu grafik de bize gerek tüketici düzeyinde gerekse üretici düzeyinde ölçülen enflasyonun hızlı bir artış içinde olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Yİ-ÜFE’nin TÜFE’den farklı biçimde yukarıda olması gelecekte TÜFE’nin artmaya devam edeceğini ortaya koyuyor.

Bu iki grafikten yola çıkarsak Türkiye’nin yavaş yavaş büyümenin sıfıra yaklaşacağı buna karşılık enflasyonun yüksek kalacağı bir ortama yani stagflasyona (reel büyümenin olmadığı, enflasyonun bulunduğu denge hali ya da durgunluk içinde enflasyon) doğru gittiğini söyleyebiliriz.

Merkez Bankası’nın kararı doğru mu?

Ekonomik büyümenin hızla düştüğü, enflasyonun ise yüksek kalmaya devam ettiği ve bunlara bir de zaten yüksek olan işsizlik oranının artarak eşlik ettiği bir ortamda bulunduğumuz görülüyor.

Mevcut durum itibariyle Türkiye’nin ekonomi politikası bir açmazla karşı karşıya: Enflasyonu tek hedef alıp da üzerine gitseniz zaten ivme kaybetmiş olan büyüme iyice düşecek, hatta eksiye geçecek, büyümeyi kollamaya yönelik uygulamalara girseniz bu kez enflasyon iyice azacak ve hiper enflasyona dönüşecek.

Ekonominin içinde bulunduğu bu açmaz ister istemez Merkez Bankasına da yansıdığı için PPK’nın açıklaması tutarsızlık ve çelişkiler taşıyor.

Bir yandan fiyatlama davranışlarına dair yukarı yönlü risklerin devam ettiğine değiniliyor ve sıkı parasal duruşun korunmasına karar verilmiş olduğu vurgusu yapılıyor öte yandan enflasyondaki bu yukarı gidişi durduracak faiz artışı yapılmıyor.

Açmazın Merkez Bankası’na yansıması böyle oluyor: Faizi artırsa PPK açıklamasında değinilen finansal koşullardaki sıkılaşmanın da etkisiyle iktisadi faaliyette devam eden yavaşlama daha hızlı bir yavaşlamaya dönüşebilecek, büyüme iyice düşecek, o zaman da Merkez Bankası büyümenin küçülmeye dönüşmesinin sorumlusu gösterilecek.

Açmazdan çıkış var mı?

Açmazlardan çıkış yolları bulunabilir. Ne var ki bu tür çıkışlar çoğunlukla kol kesilerek yapılmak durumundadır.

Yani eğer enflasyonu düşürmek hedefleniyorsa o zaman ekonominin bir süre küçülmesini, işsizliğin artmasını göze almak gerekir.

Eğer büyümeyi toparlamak hedefleniyorsa o zaman da enflasyonun denetim dışına çıkmasına katlanmaktan başka çare yoktur.

Uygulamaya baktığımızda Türkiye’nin tam anlamıyla arada kaldığını, hem büyümeyi kollamaya hem de enflasyonla mücadeleye devam etmeye uğraştığını görüyoruz.

Bir yandan arada bir gecikmeli de olsa faiz artırılıyor, öte yandan büyük harcamalar gerektiren projelere girmeye devam ediliyor.

Bir taşla iki kuş vurmak ancak istikrar varsa mümkündür. Mesela Türkiye bunu 2001 krizinden sonra başarmıştı. Ne yazık ki bugün aynı konumda değiliz.

Asıl olan gidişin buraya doğru olduğunu görüp önlemleri ona göre almak, kısa vadeyle uğraşmak yerine uzun vadeli hedefleri belirleyip oraya doğru yürümek yani açmaza girmeyi engellemekti.

Bu fırsat Türkiye’nin eline 2008 sonrasında dünyada likidite bolluğu başlamışken birkaç kez geçti.

Eski ABD Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke’nin 2013 ilkbaharında yaptığı parasal sıkılaştırmanın başlayacağı açıklaması ise adeta alarm ziliydi.

Ne yazık ki bu zil de bizi uyandıramadı.

Merkez Bankası’nın son kararında çelişkiler taşıyan açıklamalarının nedeni içinde bulunulan bu açmazdır.

Faizi artırsa büyümedeki düşüşün sorumluluğu üzerine kalacak, faizi artırmazsa enflasyonu denetleyemeyecek.

Tam anlamıyla bir kırk katır, kırk satır açmazı.

Dolayısıyla PPK aslında bu toplantıda kararsızlık kararı vermiş oldu.

Haberin kaynağı için tıklayınız