Yorum: Mafya devletler ve ortakları

Gazeteci Banu Güven’e göre, fotoğraflar, Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’nda öldürenlerin Veliaht Prens Bin Salman’ın yakın çevresinden olduğunu ortaya koydu; ancak bu Beyaz Saray’ın umrunda değil.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın başına gelenler mafya filmlerinde ya da dizilerinde kenarından gördüğünüz cinayetleri aratmıyor. Haberleri takip ediyorsanız, ayrıntıları biliyorsunuzdur. Adama öldürmek için randevu veriyorlar. Suudi Arabistan’dan tim geliyor. Kaşıkçı daha önce de oraya gelip zarar görmeden çıkmış olmanın verdiği güvenle konsolosluk binasından içeriye giriyor. Sızdırılan ortam dinlemesi kayıtlarından ya da dökümlerinden anlıyoruz ki, hemen derdest ediliyor. İşkence görüyor. Önce parmaklarının kesildiği yazıyor haberlerde. Belli ki oradan başlanması talimatı verilmiş. Gazeteci olduğundan, yazılarını o parmaklarıyla yazdığından büyük ihtimalle. Sonra adamı öldürüyorlar ve kulaklıklarından dinledikleri müzik eşliğinde parçalara ayırıyorlar.

Psikopat bir mafya liderinin talimatını planlı bir şekilde, iddiaya göre 7 dakikada yerine getiriyorlar.

Çok sarsıcı ve insanı derinden yaralayan bir hakikat ile karşı karşıyayız. Bir gazetecinin bu şekilde öldürülmesi, hakların sözleşmelerle güvence altına alındığı bir düzenin de katli demek. Despot diktatörlerin başka ülkelerdeki muhaliflerini en vahşi, en acımasız yöntemlerle ortadan kaldırmak konusundaki cesaretleri, iş ortakları ve müttefiklerinin el uzatmasıyla gittikçe güçleniyor.

Düşünür ve yazar Ursula Le Guin’in bir konuşmasından alıntı: “Kapitalizmin iktidarı, kaçınılmaz gibi. Ama krallıkların kutsal hakları da öyleydi” diyor. Ne var ki, yeryüzünde krallıklar hala yaşıyor ve kapitalizmden besleniyorlar. İstedikleri cinayetleri, bireysel ya da toplu olsun, uluorta işliyorlar. İnsanlığa karşı işledikleri suçlar sahip oldukları kapital ve ellerindeki stratejik güç kaynakları ve ortaklarıyla karşılıklı çıkar ilişkileri nedeniyle yanlarına kâr kalıyor. Devletler arasında bir nevi “Omerta”, yani mafyanın suskunluk yemini kuralı işliyor. Liderlerin kişisel çıkarları da resme eklendiğinde midenizin bulanmasına artık dayanamıyorsunuz.

Ortada bir cinayet olduğu açık. Ülkesinde kendini güvende hissetmediği için ABD’ye yerleşen, burada oturma izni olan ve ülkenin en önemli gazetelerinden biri için çalışan bir gazeteci kayıp. Türkiye istihbaratı “Adamı feci şekilde öldürdüler” diyor, kanıtlar olduğunu söylüyor. Türk yetkililer Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman itirafta bulunmadıkça, baskıyı artırıyor, her gün eldeki kanıtlarla ilgili bir detay daha paylaşıyor. Bu arada, nasıl oluyorsa, Suudi konsolosun kaçması engellenemiyor! Gazeteler Kaşıkçı’yı planlı bir şekilde öldürmek için yanlarında testere bile bulunduran ekipten 7 kişinin Veliaht Prens’in yakın çevresinde yer aldıklarını fotoğraflar ve videolarla saptıyor, paylaşıyor, ama ne fayda? ABD Başkanı Trump, Muhammed bin Salman’a “Suçsuz olduğu ispat edilene kadar suçlu gözüyle bakılmasından hoşlanmadığını” söylüyor. Daha önceki “110 milyar dolarlık Suudi sermayesini başkasına kaptırmam. İlişkileri bozmam” şeklinde özetlenebilecek çiğlik yetmiyormuş gibi, bir de Bin Salman’ın kendisine detaylı bir soruşturma güvencesi verdiğini anlatıyor. Bin Salman “Yemen’de o kadar sivili katlediyoruz, kimse sesini çıkarmıyor. Buna neden çıkarsınlar. Hem gazetecilere ne olduğunu kim takar” diye mi düşünüyor acaba?

Adnan Kaşıkçı’nın yatını aldı, sattı

Trump’ın Suudi hanedanına sevgisi bambaşka ama. Sadece bölgesel ve ekonomik çıkarlar ile sınırlı değil. Süper lüks Trump Princess yatını 1991’de, Prens Velid’e 19 milyon dolara sattı. (Ne garip tesadüf ki, o yatın ilk sahibi de, Cemal Kaşıkçı’nın dayısı, meşhur silah kaçakçısı Adnan Kaşıkçı’ydı. ) Suudi Krallığı New York’taki Trump World Tower’ın bir katını da 2001’de 12 milyon dolara satın aldı. Trump ağzına geleni bir kere bile düşünmeden söylediğinden, 2015’teki seçim kampanyasında Riyad’a olan sevgisini defalarca dile getirdi: “Suudi Arabistan’la iyi anlaşıyorum. Benden daire alıyorlar. 40 – 50 milyon dolar veriyorlar. Onlardan hoşlanmamam mı gerekiyormuş? Ben onları çok seviyorum.” “Suudileri seviyorum. Çok iyiler. Onlardan iyi para kazanıyorum. Benden çok şey alıyorlar. Trump’a dair her şeyi satın alıyorlar. Bana milyonlar, yüzlerce milyon ödüyorlar.” Kampanya döneminde Suudi Arabistan ile bağlantılı 8 şirket kuran Trump, seçildikten sonra “çıkar çatışması yaşamamak için” bunları sattığını duyurdu.

Trump başkan seçildikten sonra da ilk resmi ziyaretini de Riyad’a yaptı. Muhammed bin Salman ile karşılıklı oturuldu, masaya, Trump’ın iddiasına göre, 10 yıl içinde 350 milyar doları bulabilecek bir silah satış anlaşması koyuldu. Trump Obama yönetiminin Yemen nedeniyle silah satışına getirdiği kısıtlamaları kaldırdı, İran ile varılan nükleer anlaşmadan da çekildi. Bin Salman mutlu, Trump mutluydu.

Dışişleri Bakanı Pompeo ile Bin Salman’ın geçtiğimiz gün Riyad’daki buluşmasının basına açık bölümü sanki hiçbir anormallik yokmuş gibi, şakalı bir havada geçti. Veliaht Prens’in “Umarım jetlag olmamışsınızdır” diye lafa girip, “Bizler güçlü ve eski müttefikleriz. Yani sorunlarla beraber başa çıkarız” diye araya mesajı sıkıştırması da dikkat çekti. Bin Salman ABD’li bakana duymak istediği yalanı, Kaşıkçı olayını araştıracaklarını ve rapor hazırlayacaklarını söyledi. Muhtemelen bu rapor, Kaşıkçı’nın direnince, Suudi Arabistan’dan gelen ekip tarafından yanlışlıkla öldürüldüğü iddiasını önümüze koyacak. Artık konsolos mu olur, timden birileri mi olur, göstermelik şekilde cezalandırılacak. Bu raporda, “Bu adamlar kimdi”, “Neden testereyle geldiler”, “Kaşıkçı’yı neden parçaladılar”, “Nereye götürdüler, nasıl kaybettiler” gibi sorulara nasıl cevap verecekler, merak ediyorum.

Türkiye nasıl bir ceza kesecek?

Bu süre içinde Türk yetkililer kendi araştırmalarının sonuçlarını bir bir paylaşmaya devam edecekler. Herkesin merak ettiği soru: Türkiye Suudi Arabistan’a nasıl bir ceza kesecek? Kriz ne boyuta gelecek? Ortada bir cinayetin ötesinde, maktulü parçalama iddiası da var. Ses kaydındaki tüyler ürperten detayların basınla paylaşılması, Türkiye’nin Kaşıkçı’nın yanlışlıkla öldürüldüğü iddiasına kanmayacağını gösteriyor.

Peki, İşkenceye ve Diğer Kötü, İnsanlık dışı ve Onur Kırıcı Muameleye Karşı Sözleşmeye taraf olan Suudi Arabistan’a BM bir yaptırım uygulayabilecek mi? Yoksa Veliaht Prens yine ABD korumasında tahtında oturmaya ve silah alış verişi yapmaya devam mı edecek? Trump işbaşındayken, bu hiç de düşük bir ihtimal değil.

Gittikçe mafyatikleşen yönetimlerin ve ilişkilerini çaresizce izlerken Ursula Le Guin’in sözlerinin devamı gelsin aklınıza:

“İnsana ait her iktidar, yine insanlar tarafından direnişle karşılaşabilir ve değişebilir.”

Kim bilir, belki bir gün.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe

Haberin kaynağı için tıklayınız