Selim ÇETİN – 11 Günde 13 Kilo Verdim – 2

Geçen haftaki yazımızda 11 günlük açlık tecrübemi ve genel hatlarıyla dikkat ettiğim hususları anlatmıştım. Bu hafta da açlıkla ilgili olarak özellikle son yıllarda artan bilimsel çalışmalarda elde edilen önemli bulguları aktarmak istiyorum. Bu alanda Türkçe kaynaklar kısıtlı ve çoğu da sadece çeviriden ibaret olduğu için yabancı kaynakları takip etmek durumunda kaldım. Yeterli seviyede İngilizce bilmeniz sizin de kısa bir aramayla bu kaynakların çoğuna ulaşabilmenizi sağlayacaktır. Gördüğüm kadarıyla bu çalışmalar kilo verme, uzun yaşama ve genel olarak sağlıklı yaşama gibi farklı alanlarda uzmanlar tarafından yürütülüyor. Bu uzmanlar yer yer birbirlerinin çalışmalarına atıf yapıyor olsalar da elde edilen verileri sadece açlık ve faydaları başlığı altında toplayan bir kaynağa rastlamadım.

Uzun süreli açlıkta vücudun geçirdiği değişiklikleri detaylı bir şekilde açıklayarak başlayalım.

Vücudumuzun temel enerji kaynağı olan glikoz karaciğer ve kaslarda glikojen şeklinde depo edilir. Yediğimiz son yemeğin sindirilmesi ve glikojen olarak karaciğerde depolanması yaklaşık 6 saat sürer. Bu süreden sonra vücudumuz enerji kaynağı olarak karaciğer ve kaslardaki glikojeni kullanmaya başlar. Bu iki kaynaktaki glikojenin bitmesi de ortalama 24 saat, bazı insanlarda ise yaklaşık 72 saati bulabilir. Vücudun açlık atakları göstermesi ve buna bağlı davranış değişiklikleri bu dönemde yoğun olarak gözlenir. Sahip olduğumuz bütün glikojen enerji olarak kullanıldıktan sonra vücudumuz yağ depolarını kullanmaya başlar.

Dr. Jason Fung, glikojen için buzdolabı, yağlar için derin dondurucu benzetmesi yapar. Buzdolabındaki gıdaları kullanmak veya azalınca yerine koymak kolaydır ancak buzdolabının hacmi sınırlıdır ve fazla gıdalarla bir şekilde ilgilenilmesi gerekir. Burada, devreye insülin hormonu girer ve fazla gıdaların yağa çevrilerek derin dondurucularda depolanması işini üstlenir. Yalnız burada insülin hormonu biraz katı kurallarla çalışır, buzdolabı tam olarak bitmeden derin dondurucunun açılmasını engeller.

Bu ara bilgiden sonra devam edelim, en fazla 72 saat içinde buzdolabı tamamen boşalacağı için derin dondurucuyu açıp yağ yakmaya başlarız. Bu esnada yağ moleküllerini oluşturan yağ asitleri parçalanırken keton cisimcikleri açığa çıkar ve vücut ketoz durumuna geçer.

Buraya kadar proteinlerden bahsetmedik çünkü kaslarımızdaki proteinler enerji olarak kullanılmazlar ve açlık süresince de kaslarımız eksilmez. Bizim öyle hissetmemize neden olan şey, bir kısmı kaslarda depolanan glikojen ve beraberindeki suyun artık orada olmamasıdır.

Normal kiloda ortalama bir insan yaklaşık 60 güne kadar sadece suyla sağlıklı bir şekilde hayatta kalabilir. Başlangıçta 40 günlük açlığa niyet eden ve durmayıp 55 günlük rekoru kırmayı başaran Amerikalı bir gencin videosunu YouTube’da izleyebilirsiniz. Doktor kontrolünde yaptığı bu açlıkla epey kilo vererek sağlıklı bir hayata başlıyor. 60 günden fazla açlıklarda özellikle üreme sisteminde kalıcı hasarlar oluştuğu için tavsiye edilmiyor. Sizin zaten böyle bir çılgınlık yapmayacağınızı tahmin ediyorum çünkü daha 3 günlüğe bile ikna edemedim. 😀

Uzun süreli açlıkta vücudumuz ketoz durumuna beklenmedik tepkiler verebilir. Muhtemelen hiç başına gelmediği için ve buzdolabının rahatlığına alıştığı için derin dondurucuyu açmak ve oradaki “buzlanmış” gıdaları çözmek biraz zahmetli gelecektir. Fakat doktor kontrolünde yapıldığı sürece bunda tehlikeli bir durum yoktur.

Şimdi uzun süreli açlıkla ilgili bilimsel araştırmalara geçelim.

1982 yılında yapılan bir araştırmada, günaşırı beslenen yani bir gün beslenip bir gün aç bırakılan farelerin düzenli beslenen farelere göre daha uzun süre yaşadıkları gözlemlenmiştir. 2000 yılında yapılan benzer araştımada da 2 haftada bir 4 gün aç bırakılan farelerin 64 hafta yaşadığı, serbest beslenen farelerin ise sadece 47 hafta yaşadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmalar, açlığın yaşam süresini uzatabileceği yönündeki ilk bulguları teşkil etmiştir.

Açlığın tedavi edici etkisine ilişkin çalışmalar da giderek artmaktadır. 1988 yılında yapılan bir çalışmada 1 hafta boyunca günaşırı beslendikten sonra meme kanseri hücreleri enjekte edilerek hasta edilen 24 farenin 9 gün sonra 18 tanesinin hayatta kaldığı, serbest beslenen farelerin ise sadece 5 tanesinin hayatta kaldığı görülmüş. Yani oruç tutan farelerin kanser hücrelerine karşı hayatta kalma oranı yüzde 75 iken, aç kalmayan farelerde bu oran yuze 21 civarında kalmıştır.

Açlığın kemoterapi tedavisi gören kanser hastaları üzerindeki etkisi de yakın zamanda araştırılmaya başlamıştır. 2014 yılında yapılan bir araştırmada kemoterapi gören kanser hastalarının 3 günlük açlık orucuyla tedavilerinin daha olumlu seyrettiği gözlenmiştir. Bilindiği üzere kemoterapi seanslarının bağışıklık sistemi ve vücut üzerinde çok ağır etkileri oluyor. Yorgunluk, halsizlik, bulantı, kusma, baş ağrısı, ağız kuruluğu, ağız yarası, karın bölgesi krampları ve ishal, hastaların kemoterapi seansları sonrasında yaygın olarak şikayet ettiği rahatsızlıklardan bazıları. Kemoterapi seansları öncesi oruç tutan ve tutmayan hastaların kemoterapi sonrasındaki bu tür şikayetleri karşılaştırıldığında oruç tutan hastaların bütün maddelerde daha az şikayette bulundukları gözlenmiştir.

Bu alandaki çalışmalar dikkatini çeken ve kendi kanser tedavisinde de açlıktan faydalanmak isteyen Nora Quinn isimli bir kadın, doktorunun itirazına rağmen bu yöntemi denemiştir. Farelerdeki yöntemin insanlarda da uygulanabilir hale gelmesi için 10 seneye ihtiyaç varmış ama benim o kadar vaktim yok, diyerek ilk kemoterapi seansından önce 5 gün oruç tutan Quinn, tedaviye olumlu gelişmelerle başlamıştır. Kemoterapi seanslarının bağışıklık sistemi ve vücut üzerinde çok ağır etkileri oluyor. Yorgunluk, halsizlik, bulantı, kusma, baş ağrısı, ağız kuruluğu, ağız yarası, karın bölgesi krampları ve ishal hastaların Kemoterapi seansları sonrasında yaygın olarak şikayet ettiği rahatsızlıklardan bazıları. Ancak doktorunun izin vermemesi nedeniyle açlık yapmadan girdiği ikinci ve üçüncü seanslar kendisi için çok zor geçmiş ve kemoterapinin ağır etkilerini atlatması uzun sürmüştür. Bunun üzerine dördüncü ve beşinci seanslar öncesi 5 günlük açlık yapmış ve nihayetinde göğüs kanserinden kurtulmuştur.

Uzun süreli açlığın vücut için faydaları şu şekilde sıralanabilir.

1. Otofaji yoluyla hücre içi temizlik yapılması ve bağışıklık sistemine reset atılması

Latince “kendini yemek” anlamına gelen otofaji, hücre içindeki bazı zararlı yapıların çevrelenerek otofagozom haline getirilmesi ve hücre içi sindirimden sorumlu organel olan lizozoma gönderilerek sindirilmesi şeklinde açıklanıyor. Japon Profesör Yoshinori Ohsumi’nin otofaji mekanizmasını açıklayan ve 1992 yılında yayımlanan çalışmasıyla 2016 yılında Nobel Ödülüne layık görülmesi, açlıkla ilgili çalışmaların daha fazla dikkat çekmesine yol açmıştır.

Hücre içinde zamanla zarar görmüş hücre parçaları, bakteri ve virüs gibi patojenler ile hatalı dizilimli proteinler yer alır. Zarar görmüş hücre parçalarının yenilenmesi gerekir, bakteri ve virüslerden de kurtulmak gerekir. Peki bu hatalı dizilimli proteinler de neyin nesidir? Bu hatalı dizilimli proteinler o kadar tehlikelidir ki zamanla birikerek, damar tıkanıklıkları, katarakt, alzheimer ve parkinson gibi hastalıklara yol açan amiloidleri oluşturur. Bu nedenle birikmelerine engel olunması ve en kısa sürede parçalanmaları gerekir.

Otofaji, hücre içindeki zarar görmüş hücre parçalarının, bakteri, virüs ve benzeri hastalık yapıcı patojenlerin bir de hatalı dizilimli proteinlerin sindirilerek hücre için enerji kaynağı veya yapıtaşına dönüştürülmesine yarayan sistemin adıdır.

Uzun süreli açlık döneminde vücudumuz otofaji mekanizmasını yoğun olarak kullanmaya başlar ve bu sayede adeta bir bahar temizliğine girişir. Kıyıda köşede ne kadar zararlı ve faydasız yapı varsa hepsini elden geçirip işine yarar hale getirir. İşte bu sırada mikroplarla savaşa savaşa yorgun düşmüş akyuvar hücrelerini de parçalar. Açlık sonrası beslenme başladığında da kök hücrelere aktif ol emri göndererek kaybedilen yorgun akyuvar hücrelerin yerine yenilerini oluşturur ve bir anlamda bağışıklık sistemine de reset atmış olur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda 3 günlük bir açlıkla bile vücudun bağışıklık sistemine reset atılabildiği ortaya konulmuştur.

Antrparantez belirtelim hastalanınca iştahımızın kesilmesi belki de vücudun bir an önce otofajiye başlayarak hastalıkla daha etkin mücadele edebilmesi içindir de biz anlayamıyoruzdur. Hasta olan insana zorla bir şeyler yedirmeye çalışmak da yanlıştır belki de. Çünkü az bile olsa yeme ve buna bağlı insülin salgılanması vücudun otofajiye geçmesini engelliyor.

2) İnsülin direncinin azaltılması

Sürekli yemek yediğimiz için hiç durmayan insülin salgısı, kandaki glikozun azaltılmasını sağlayan bir hormon olan insülinin giderek daha az işe yaramasına sebep olur. Bu yüzden vücudumuz daha fazla insülin salgılamak zorunda kalır ve insülin direnci ortaya çıkar. Gerekli önlemler alınarak insülin direnci azaltılmazsa tip 2 diyabet hastalığına neden olur.

Öte yandan, sürekli insülin salgılanması hücrelerin otofajiye başlamasını imkansız hale getirip birinci maddede bahsettiğimiz otofajinin faydalarından uzak kalmamıza yol açar.

3) Yaşlanma karşıtı faydaları

Sağlıksız beslenme, stres, kötü hava, sigara ve alkol gibi zararlı etkenlerle vücudumuza giren ve ne zaman bir soruna yol açacağı belli olmadan serseri mayın gibi dolaşan serbest radikaller hem çabuk yaşlanmaya hem de birçok hastalığa neden olur. Uzun süreli açlıkta girilen otofaji sayesinde serbest radikaller antioksidan kullanımına gerek kalmadan etkisiz hale getirilerek hem çabuk yaşlanmaya hem de hastalıklara sebep olmaları engellenir.

İnsan ve hayvanlarda büyüme, hücre çoğalması ve hücre yenilenmesinden sorumlu hormon olan HGH (human growth hormone) açlık döneminde adeta coşarak neredeyse 5 kat fazla salgılanır ki bu da vücudun kendini toparlaması ve yaşlanmış hücrelerini hızla yenileyebilmesi için bulunmaz bir fırsattır. 2018 yılında MIT’de yapılan araştırmaya göre, yaşlandıkça aktifliklerini ve iyileştirici özelliklerini kaybetmeye başlayan kök hücrelerin uzun süreli açlıkla birlikte bu özelliklerini iki katına çıkardıkları gözlenmiştir. Bunda glikoz yerine yağ asitleriyle beslenmeye başlamalarının etkisi olduğu düşünülmektedir ki vücudumuz sadece uzun süreli açlıkta yağ asitlerini enerji için kullanmaya başlar.

4) Beyin için faydaları

Uzun süreli açlık, vücutta yoğun fiziksel egzersiz gibi bir etkiye neden olarak beyin hücrelerinin akson ve dentritleri arasında daha sağlıklı bağ kurmalarını tetikleyen nörotrofik faktörler salgılanmasına yol açar. Bu da beynimizin ve sinir hücrelerinin metabolik faaliyetlerini artırırken strese ve parkinson ile alzheimer gibi hastalıklara karşı daha dayanıklı olmalarını sağlar.

5) Protection mode’u aktif hale getirmesi

Protection mode, açlığın kanser üzerindeki etkilerini araştıran İtalyan Profesör Valter Longo’ya ait olan bir kavram ve vücudun açlık durumunda kanser gibi hastalıklarla nasıl daha etkin mücadele edebildiğini açıklıyor. Longo, kalp, karaciğer ve kas hücrelerinden aldığı örneklerin gen dizilimlerini incelediğinde, uzun süreli açlıktaki dizilimin normal beslenme dönemindeki dizilimden bariz şekilde farklı olduğunu gözlemlemiştir. Aynı çalışmayı kanserli hücrelerde de yaptığında ortaya çok ilginç bir sonuç çıkmıştır. Uzun süreli açlıkla karşı karşıya kalan kanserli hücreler, sağlıklı hücrelerdeki dizilimin tam tersini sergilemiştir.

Longo bunu şu şekilde açıklıyor; açlık sırasında hücreler gen dizilimlerini değiştirerek kendilerini koruma moduna geçiyorlar. Kanserli hücreler ise bu hayatta kalma moduna geçme yeteneklerini kaybetmişler hatta kendilerini daha zayıf düşürecek dizilime geçiyorlar. Yani hem açlığı sevmiyorlar hem de açlığa kendilerini zayıflatıcı tepki veriyorlar.

Kemoterapi seansları öncesi oruç tutan kanser hastaları, bir yandan sağlıklı hücrelerinin Protection Mode’a geçmelerini ve kemoterapinin yan etkilerine karşı daha dayanıklı olmalarını sağlarken bir yandan da kanserli hücrelerinin savunma mekanizmasını zayıflatıyor ve kemoterapide daha fazla zarar görmelerine yol açıyor.

Açlığın çeşitli hastalıklar için tedavi edici etkisi araştırılmaya devam etmektedir. Buna ek olarak, bazı iyileşme vakaları, hem bu çalışmaları cesaretlendirmekte hem de bu alanda daha fazla araştırma gerektiğini ortaya koymaktadır.

Dr. Alan Goldhamer, lenfoma teşhisi konulan 42 yaşındaki hastasının 21 günlük açlıkla iyileştiğini aktarıyor. Kronik Romatoid Artrit hastası olan 28 yaşındaki bir genç 7 günlük açlık sonrası hastalığının bütün belirtilerinden kurtuluyor. Uzun süredir muzdarip olduğu ülseratif kolit hastalığının etkilerinden 22 günlük açlıkla kurtulan Sümeyye Uslu da yaşadıklarını YouTube’da anlatıyor.

Uzun süreli açlığın vücudumuz için faydaları ve bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar ve bazı hastaların tecrübelerinden bahsetmiş olduk. Haftaya da bu çalışmalarda henüz dikkat edilmemiş ne gibi bakir alanlar var biraz da ondan bahsederek yazı dizisinde devam edelim.

casino maxi