Azra ELÇİN – Kalbi Islak Sevgililer

Birçok mesele okuyarak öğrenilebilir, anlatarak anlaşılabilir ya da tartışarak doğruya ulaşılabilir. Hatta “Rikkate dokunulmasa yeter, gerisi kitaplarda yazıyor” gibi bir iddaam bile vardı. Hakikaten de kitaplarda cevabın bulunamayacağı soru yoktur, bizden önce tecrübe ederler hayatı. İyi bir okuyucu satırlarda bütün merhalelerden geçer, varmak istediği gerçeğine ulaşır ama bazı meseleler var ki okunan hakikatin fıtrata dönüşmesi çok zordur, sınanarak öğrenilir.

Bu farkındalığı yakalayamayan şuur için hayatın hazırladığı sınavlar epey zahmetlidir, hele de irade devrede değilse sabırsızlık yer bitirir. Düşülen bu girdap hayat sıradanlığı haline gelmeden şuur terbiye edilmeli, varılan hakikatler şifacı kılınmalıdır.

Mesela sevmek; insan için çözülesi bir sır’dır.  Kitaplarda binlerce hikayesi vardır, şiirler, şarkılar, türküler söylenmiştir üzerine. Evrenseldir, bir fikri ya da  yaşanmışlığı olmayan insan yoktur. Fıtrata ait olduğundan olsa gerek en soğuk kalbler bile bu sıcağı duyar, tanır. Bu latif sır herkese verilse de sır’rın güzele evrilebilmesi emek ister.  Neyi, nasıl seveceğimizi öğrenmek yıllarımızı alır. Her sınanmada ya aklımız ya kalbimiz kanrevan içinde kalır. Öyle ki bazı yaralarımıza merhem ararken yeni bir yara alırız. Kurbanlar veririz, olan olur, ölen ölür. Nihayetinde biriktirdiğimiz hayat derslerinin şifacılığına sığınırız. Böyle böyle güzel sevdalara evriliriz…

D/evrilerek varacağımız yeri Ahmet Altan güzel özetler;
“Sevgilerinin karşılığında bir şey istemeyenler binlerce yıldan beri yenilirler…” der. Bu asil yenilgiyi tadan ‘sevgili’ usulca sever, gürültülü değildir adımları. Bence’leri olmadığından benliğiyle kirletmez. Sence’lerine göre artıp-azalmayacağı için sorusu yoktur, cevap beklemez. Kalbi konuştukça dili susar. Hesap yapmaya niyeti olmadığından tartmaz. Bu kıymette seven’in farkedilmesi, anlaşılması zordur. Hırsların, zaafların, savaşların olduğu yerde o yoktur. Olgunluğunda yangınını büyütür, yandıkça çiğliği gider. Geçmişe ‘vah’ ettirmeyen sevgilidir o, gelecekten ‘ah’ı yoktur. Öyle razıdır ki, sevilen kusurlarıyla makbuldür. Atmosferi sihirlidir, içten olunmadığında ruhuna karşı saygısızlık edildiğini hissettirir. Ne kadar uzaklaşılsa da aynı göğün altında olmak teselli olarak yeter, yıllar boynuna ardıldığında bile usanmaz. Gözü yaşlı olduğundan kalbi ıslaktır…

Hasılı ömründe bir kere olsun böyle sevebilmeli insan. Ahmet Altan’ın dediği gibi bir kere yenilmeli, yenildikçe yenilenmeli. Bu zamanda beklentilerimizle baş etmeye çalışırken sevmeye fırsat bulamamak öyle sıradanlaştı ki dağlar egolar için delinir, çöller bence’ler için aşılır oldu.  Yazık ki beklediğimizi  bulamama korkusuyla ömür geçiyor, sevdalar yitiyor ve malesef mutlu da ölünmüyor vesselam..