İsmat KAYA – Îtidâl ve Müspet Çizgi

ATÖLYE

GİRİZGÂH

Fransızcadan dilimize geçmiş olan “Atölye” bir zanaatkârın üretim yeri, bir ressam ya da heykeltıraşın o eşsiz sanat eserlerine varlık kisvesi giydirdiği “özel” odanın “genel” adıdır. Sözün başında; gayret ve çabaya, uğraş ve meşguliyete tanıklık eden Atölye’de küçük adımlarla bize, bizi anlatan tarihî köklerimizi, kültür kodlarımızı, dinî değerlerimizi hâsılı kendi kaynaklarımızda var olan fakat zamanla unutulan ya da yeniden hatırlama ihtiyacı duyacağımız güzellikleri nazara vermeye çalışacağız. Bu cesaretimin referansına gelince;

Giritli Sırrı Paşa, Akâid ilmine dair bir eserine, insana heyecan ve ümit aşılayan şu cümlelerle başlamaktadır: “İlmî yeteneğim ne kadar az ise arzum himmetim o kadar çoktur. Kendim ne derece aşağılarda isem gayretim, iştiyakım o derece yükseklerde olduğundan salâh-ı din konusunda îtibar edilecek bir eser vücûda getirmeyi istedim.” Mazeret ve bahanelerin arkasına saklanmadan, yılgınlığa düşmeksizin samimi gayretlere Cenâb-ı Hakk’ın ne türlü semereler lutfettiği bu örnekle aşikardır. Bu düşüncelerle GBG-Online ekibinden gelen teklif üzerine “davete icâbet sünnettir” düsturuyla, ayda iki kez sizlerle dînî, kültürel, edebî ve tarihî içerikli yazılarla hasbihâl edeceğimizi duyurmuş olayım.

****

ÎTİDÂL VE MÜSPET ÇİZGİ  -1

Dünden bu güne insanlık tarihinde bir çok kavram ve değer yargısı ortaya çıkmıştır. İyi-kötü, güzel-çirkin, adalet-zulüm, sevap-günah bunlardan bazılarıdır. Fıtratı ve inancı gereği bu kavramlar kuşağını iç âleminde sorgulayıp muhasebe eden ve bunun  bir sonucu olarak kendisine en uygun olanı seçen insan artık o kavram tercihiyle bütünleşmiş ve bu kabûlün bir gereği olarak onunla hareket eder olmuştur. Bu yazının ana çerçevesini belirleyen söz konusu kavramlardan “îtidâl ve müspet çizgi” insan hayatına rol veren bu önemli kavram ve davranış biçimlerinden sadece birisidir.

İki aşırı tutum ve davranış arasındaki orta hal şeklinde anlam karşığını bulan “îtidâl”, Arapça adalet sözcüğünün de kökeni olan “a-d-l” kelimesinden türetilmiştir. Duygu, düşünce, ahlak ve davranışda dengeli olma, ılımlılık ve uygunluk olarak da genel tarifi yapılmaktadır.

Eskilerin ifadesiyle ‘her şey zıddı ile kâim’dir. Yani görünüşte tezat gibi olagelen haller, esasında bir bütünü tamamlayan unsurlardır. Geceyi görüp gündüzün kıymetini anlama, karanlıkta kalıp nuru idrâk etme, şerre maruz bırakılıp hayrı şükürle karşılama bu tezatlar dünyasındaki ‘öteki’ tarafı anlamamızı kolaylaştırmaktadır. Nitekim Lokman Hekim’e isnad edilen “Ben edebi edebsizlerden öğrendim, zira onlar insanların hoşlarına gitmeyecek bir şey yaptıkları zaman ben onlar gibi yapmamaya çalıştım” sözü, temsîli bir dille bu gerçeği bizlere anlatmaktadır.

Îtidâl kelimesinin zıttına gelince giyim kuşamdan yeme içmeye, duygulardan tutum ve davranışlara, ibadet hayatımızdan düşünce ve tasavvurlarımıza kadar orta yoldan uzak her türlü “fazlalık” ya da “eksiklikler” ifrat ve tefrit olarak kabul edilmektedir. Dilimizde “kantarın topunu kaçırmak” ya da “ipin ucunu kaçırmak” deyimleriyle de ifade edilen bu tutarsızlık insanı istikametten ayırmakta; sevgi ve nefrette, öfke ve mülayemette, helalden harama, iktisattan israfa sürüklemektedir. Bu açıdan Peygamber Efendimiz “Sevdiğin kimseyi ölçülü sev ki bir gün sevmeyeceğin bir kişi olabilir. Sevmediğin bir kimseyi de ölçülü şekilde sevme ki günün birinde çok sevdiğin bir kişi olabilir”[1] nebevî ikazıyla bizleri uyarmaktadır.

İnsan tabiatında var olan bu ahenk “O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat-yaratılış veren”[2] âyet-i kerîmesiyle de benzer şekilde dikkatlere arz edilmiştir.

Daha çok deneme yanılma yoluyla ya da tecrübî bilgilerle yön verebileceğimiz maddi tutarsızlıkların ötesinde bir de ruhumuzu ikame edip ayakta tutan manevi yönümüz vardır ki metafiziğe açık kişilerin dinî yaşantılarında îtidâlli olmaları kaçınılmazdır. Bu önem sırası hiç şüphesiz duru bir tevhid inancından sonra haramlardan kaçınma, farz olan ibadetleri eda etme, vacipleri yerine getirme ve gücü ölçüsünde sünnetlere uyma şeklinde sıralanmaktadır.

Bu sıraya riayet eden kişi ölçülü, uyumlu “mutedil” bir mümin vasfını alırken aksi olarak bir sünneti ihya etme düşüncesiyle  farz ve vacipleri ihmal eden kimse ise ifrat ve tefrite düşmüş “müfrit” sıfatını almaktadır.

Türkçede tam olarak karşılığı bulunmayan îtidâl, ortayol şeklinde; kelimenin zıddı ise az ya da çok olması yönüyle aşırılık şeklinde ifade edilmiştir. Mesela çok uyumak ifrat, çok az uyumak ise tefrittir. Bu iki durumun orta yolu ise îtidâldir.

Hayatın her ünitesinde, toplumsal reaksiyonlarımızda, psikolojik yönümüzde aslolan dengedir, îtidâldir. Söz gelimi cimrilik tefriti, savurganlık ifratı, iktisat ve tutumluluk ise orta yolu ifade etmektir.

Aşırı milliyetçi söylemlerden günümüzde sık sık karşılaştığımız islamofobi hareketlerine kadar günümüz bir de aşırı fikir hareketlerine tanık olmaktadır. Aynı kültür havzası içinde sosyal, kültürel ve siyasi ortamda yaşama tecrübemiz problemlerle doludur. Tarih içerisinde çeşitli isimlerle ortaya çıkmış özellikle mezhepler tarihine de konu olan  orta yoldan uzak bu aşırı dînî hareketler ümmet içerisinde büyük yaralar açmış, birlik ve beraberliğimizi adeta baltalamıştır. Günümüzde değişik fraksiyonlarla ve fitne ateşiyle yeniden harlanan bu kor, bizlere itidal ve müspet çizgiyi bir kez daha hatırlatmaktadır.

Devam mahiyetindeki bir sonraki yazımızda görüşme temennisi ile…

[1]     Tirmizî, Birr, 59 (hadis no: 1997)

[2]     el-İnfitâr 82/7

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

casino maxi