İsmet KAYA – Îtidâl ve Müspet Çizgi -2

ATÖLYE

Îtidâl kelimesinin kavramsal çerçevesini örneklerle bir önceki yazımızda açıklamaya çalışmıştık. Özellikle bu asırda terminolojimize girmiş olan “müspet çizgi” ve kelimenin îtidâlle olan yakın ilişkisini benzer şekilde nazara vermeye çalışacağız.

 

Doğruluğu aşikâr-besbelli olan, ilâhî  emirlere  uygun, yapıcı, insafa ve adalete dayanan her türlü olumlu hareket ve davranışlar “müspet” kelimesiyle tarif edilmektedir. Tabiatında faydalı olmayı barındıran, delile ve ispata açık, kânûnî bütün fiilller müspet kelimesinin yakın-uzak anlam karşılığı içerisinde yer almaktadır.

Etimolojik tahlillerinin ötesinde daha çok gündelik hayatta karşılaştığımız olaylara verilebilecek tepkiler açısından “müspet tavır”, denge unsuru ve örnek bir davranış biçimidir. Özellikle son zamanlarda gazete ve televizyonlar başta olmak üzere sosyal medyada ve çeşitli platformlarda gözlemlenen kutuplaştırıcı ve ötekileştirici söylemler, şiddete dayalı eylemler, dozajını giderek artırmaktadır. Değişmekte olan değer yargıları, bir keşmekeşlik misali yaşanan kargaşa ve bütün bu çözülmelerin karşısında; yeniden “yaşanabilir bir dünya” için; manevi temel dinamiklerimize, ahlâkî, kültürel ve örfî tecrübelerimize duyulan ihtiyaç kaçınılmazdır.

Sözün burasında; tertemiz bir sayfanın açıldığı anne karnından hayatın son demlerine  kadar aklî ve fikrî tekâmülünü, hayat tecrübesini, ahlâki kazanımlarını sürekli geliştiren insan, bu serencâmede kendisine rehberlik edecek bazı ölçütlere ihtiyaç duymaktadır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de “Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız[1] âyet-i kerimesiyle, bu ihtiyaç ve kutlu rehberlik dikkatlere arz edilmektedir. Yüce kitabımız başta olmak üzere Efendimiz’in örnek hayatı, sünnet-i nebevîsi, o seçkin arkadaş grubu-ashâb-ı güzîn ile olan münasebetleri her biri birer mihenk taşı olarak önümüzde durmaktadır.

Yazımıza konu olan müspet çizgi, bu ölçütler silsilesi içerisinde eşya ve hadiselere karşı makûliyeti-akla uygunluğu, hemen her bir mesele için bozulmamış vicdanlarda sükûnetin ve îtidâlin makes bulmasını ifade etmektedir.

Müspet hareket; gelgitler girdabında kaybolmadan sağlam karakterin, oturaklaşmış imanın, özbenliğin derinliklerinde kök salmış teslimiyetin, duygu ve düşünceleri kontrol edebilmenin, hoyrat mülahazalara geçit vermemenin adıdır. Aynı zamanda yapıcı eleştiriye açık olmanın da diğer bir adı olan müspet hareket çizgisi, Fars edebiyatının duayenlerinden Sadi Şirazi’nin de dediği gibi “Kusuru kendisine söylenmeyen adam, ayıbını hüner zanneder.” düsturunca ıslah yollu ikazlara açık olmayı gerekli kılmaktadır.

Îtidâl ve müspet tavır, ibadetlerle disiplinize edilen bir hayatta herşeyden daha büyük ve yüce olan bir yaratıcının varlığını her daim hatırda tutma ve O’nun hikmet ve buyruklarını öğrenerek maslahata uygun hareket etmektir. Tarih bu kisveye bürünmüş, bu besteyi terennüm etmiş birçok örneğe şahitlik etmektedir. Şüphesiz bu konuda en güzel örnek “üsve-i hasene” olan Peygamber Efendimiz’dir.

Zulmün şiddetini giderek artırdığı zor ve çetin günlerde, Ebû Tâlib ve Hz. Hatice annemizin de vefâtından sonra Hz. Zeyd ile birlikte Tâif’e giden Efendimiz’in (sav) bu yolculuğu, müspet hareket çizgisi açısından esaslı bir örnek teşkil etmektedir. Tâif’in ileri gelenlerine tebliğ görevini ifâ eden Efendimiz, (sav)  arzu ettiği cevabı bulamayınca Tâif halkı tarafından bir mü’minin elem ve hicran duyduğu o zor muameleri görmüştür. Taşlanmış, hakaretlere maruz kalmıştır. Yıllar sonra Aişe annemizin “Uhuddan daha şiddetli bir gün başınıza geldi mi?[2]  sorusunun cevabı ile Taif’teki bu tazyike işaret buyurmuştur. Yapılan kötü muamele sonrası Cebrail ve dağlar meleğinin ‘Tâif’in altını üstüne getirme teklifîne’, “Bilâkis! Allah’ın onların nesillerinden sırf Allah’a ibâdet edecek, ona hiç bir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim![3] icabeti ile zulme mukabele etmemiş, müspet hareket adına Tâif halkının gelecek nesillerine merhamet etmiştir. Gerek bu elim hâdiseden sonra müslüman olan Hz. Addas gerekse Mekke’nin fethinden sonra Tâif halkının İslamla şereflenmesi peygamber ahlakı ve o ahlaktan süzülen müspet hareketin önemini ortaya çıkarmaktadır.

“Müspet” kelimesi, zihinlerde çağrışım yapan her türlü “olumlu” tutum ve davranışlardır. Kelimenin zıddı ise “menfi” negatif tedailerdir. Hakkın, adaletin hüküm sürdüğü müspet çizgi, “Hak dediği için hiçbir haktan mahrum kalmama” anlayışının da hüküm sürmesidir. Bu açıdan islam düşünce ekolünün önemli mümessillerinden birisi olan Ebû Hanife ve onun Emevî-Abbasi zulmüne karşı takındığı “sivil itaatsizlik” ve “pasif direniş” örneği, müspet hareket çizgisi açısından önem arz etmekte, muktedirlerin dayatmalarına karşı meşru çerçevede gösterilmesi gereken tavrı ortaya koymaktadır.

Uzun soluklu, şiddete başvurmadan yapılan mücadelenin bir adı olan müspet tutumun en güzel örneklerinden birisi de Amerika’daki zencilerin temel insani hakları elde ettiği demokrasi mücadelesidir. 1960’larda elde ettikleri zafer, 1964 yılında federal mahkemeye başvurma hakları ve diğer Sivil ve Siyasi Haklar Yasa Tasarısı’nın kabul edilmesiyle Amerikalılarla eşit şartlara sahip olmaları ve en nihayetinde 2008 yılındaki başkanlık seçimlerinde, Kenya kökenli Müslüman siyahi bir babanın çocuğu olan Barak Hüseyin Obama’nın ABD’nin kırk dördüncü başkanı olması, bu mücadelenin ruhundaki şiddetten uzak hakim müspet anlayışın önemini göstermektedir.

Dünyanın çeşitli coğrafyalarında din, dil ayrımı gözetmeden her türlü zulmü işleyen zalimlerin ve o zulme maruz bırakılan mazlumların müspet hareket çizgisinden öğrenecek çok şeyleri var.

[1]     İsra Sûresi 17/15.

[2]     Buhârî, Bedu’l-Halk,7; Müslim, Cihad, 111.

[3]     Müslim, Cihad, 111.

casino maxi