İsmet KAYA – İnşirâh Meltemlerini Beklerken…

Gönülden duyulan ferahlık ve esenlik olarak tarif eder lugatlar inşirâhı. Meşakkatli günlerde daraldıkça daralan gönlün huzûra ermesi, iç açılmasıdır insanın yaşadığı bu duygu durumu. Beklemenin ağırlığının karşılığıdır inşirâh bir anlamda; bir anlamda gerçek manada bir ‘bekleyiş’ ve bu uğurda varını yoğunu fedâ edebilmek. Eskilerin deyişiyle intizar, amansız gibi görünen onulmaz bekleyişlerin adıdır. Ve her bekleyiş alır götürür senden değer verdiğin tabuları. Hepsi bu kadar mı? Beklemesini bilene bir şey yok mu? Her ne kadar şâirin “Beklemek ateşten daha şiddetli ve intizar bir kızıl ölüm” demesine aldırmaksızın bekleyişin erkanına riayet eden; bu yalçın, sarp yollarda ‘sabır’ ve ‘ümidi’ kendisine yârenlik eden elbette feraha ermektedir. Kaybetme serencamında kazanma gibi. Hayatta çoğu kez böyle olur çünkü; kazandım dersin, kaybolup giden yitiklerin farkına varmadan; kaybettim dersin ama bu kez de eline geçen bahâyı sonradan farkedersin.

Bu gelgitler kuşağında yaşayan insanı; his boşluğundan iç burkulmasına, düşünce sarmallarından şiddetli anaforlara kadar sürükleyen bir çok etkenin varlığından söz etmek mümkündür. Beklemediği hayatı yaşamaya mecbur kalmak, çoğu kez umulmadık bir zamanda akla gelmedik zorlukların baş göstermesi, hayatta bizi bekleyen ‘sürprizlerden’ sadece birkaçıdır. Hepsinden önemlisi sadme’nin-şok darbesinin ilk toslama ânı geçmesinden sonra şâirin ‘kızıl ölüme benzettiği’ intizarı, muştulu havaların habercisi olacak ılık bir meltemle karşılama metanetini gösterebilmek, kemâl vasıflardan biri olsa gerektir. Bu anlamda kültür kodlarımızda müspet çağırışımlar yapan ve gerçekte dünya-ukba saadetini anımsatan ‘inşirah’ kelimesini dilerseniz gelin bir de aslî muhtevasıyla “İnşirah Sûresi” çerçevesinde ele almaya, anlamaya çalışalım.

Rivayete göre Fecr Sûresi’nin indirilmesinden sonra, bir müddet vahiy kesilmiş, müşrikler bu durumdan hareketle istihzâ yollu Peygamber Efendimiz’e: “Her halde rabbin sana darıldı ve seni terk etti” demişlerdir. İslâmî tebliğin Mekke Dönemi’nin yaşandığı bu günlerde müslümanların yaşadıkları zulüm ve maruz kaldığı trajediler siyer kitaplarında ve ilk dönem kaynak eserlerinde anlatıldığı üzere aşikârdır. Hz. Peygamber’in bu sözlerden dolayı duyduğu üzüntü ve gönlüne bir sıkıntının çökmesi üzerine “Duhâ Sûresi” nazil olmuş, ferahlık getirmişti. İnşirah Sûresi ise bu ferahlığı ve iç huzuru pekiştirmiştir. Özellikle putperstlerce aşağılanan ilk dönem müslüman toplumu, bu zor günlerde nâzil olan Duhâ ve İnşirah Sûreleri ile teselli bulmuş, kısa bir süre içerisinde de âyet-i kerimlerde verilen müjdeler gerçekleşerek köklü bir ‘İslâm Medeniyeti’ inşa edilmiştir.

Zorluklar her dâim peşi sıra gelen kolaylıkların hâmîsi olmuştur. Nitekim “Demek ki, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten her güçlükle beraber bir kolaylık vardır[1]” kutlu beyanı, bize bunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Âyetlerin gramer yapısını inceleyen tefsir âlimleri özellikle zorluk anlamındaki ‘usr’ kelimesi ile kolaylık anlamına gelen ‘yüsr’ kelimelerine dikkat çekmektedirler. Mârife-belirli kalıpta gelen ‘usr-zorluk’ kelimesi; muayyen, sınırlı daha dar bir vakti kapsarken, bu meşakkete karşılık ‘yüsr-kolaylık’ kelimesi nekire-belirsiz bir formda, eni boyu belli olmayan bir muhtevada gelmiştir. Zaman mefhumunun zikredilmediği bu ‘yüsr’-rahatlık hâlinin nereden ve nasıl geleceği de belli değildir. Bu durumda anlamamız gereken şey, bu kâbil bir zorluğu hesap etmeksizin onu mutlaka yenecek olan bir kolaylığın muhakkak gelecek olmasıdır.

Yüsr’e karşı usr’un her zaman gâlib gelmesi, tabiri diğerle zorluğa karşı bir kolaylığın verilmesi bu iki ayette vurgulanan ana esastır. Rasûlüllah (s.a.v) bu âyetler nâzil olunca neşe içerisinde tebessüm ederek: “Bir zorluk iki kolaylığı yenemez, Zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyerek bu gâlibiyeti ifade buyurmuştur. Yine Hz. Ömer’e nispet edilen bir anekdotta meşhur komutan Ebû Ubeyde b. Cerrâh kendisine, içinde bulunduğu zor durum itibariyle Rumların çokluğundan yakınmış ve endişelerini dile getirmişti. Hz. Ömer cevâben “Muhakak ki mümin bir kalbe herhangi bir şiddet ve korku inerse  Allah Teâla ona arkasından bir ferahlık verir. Her bir zorluk sırtında iki kolaylık taşır” demiştir.[2] Gerçekten her bir zorluk kendisine eşlik eden ve ondan ayrılmayan bir kolaylıkla birlikte olup bir usr iki yüsre hiçbir zaman gâlib gelmemiştir. 

Rahmet zahmette, zahmet de rahattadır, darb-ı meseli ile itîkadi bir esas olarak kabul ettiğimiz “güç yetirilmeyecek emir ve nehiy[3]” ile imtihan olunmayacağı teklîf sırrı, zor bela durumlarda dayanılacak ve bize doğru yolu gösterecek birer mihenk taşı ise; her dönemde ölümcül kovuşturmalara tutularak muktedir hempalarca jurnallenen büyük dehâların, muştulu havaların habercisi olacak ılık bir esintiyi ‘bir kızıl ölüm’ edasıyla beklemelerini anlamak güç olmasa gerektir. Nitekim bir ‘tekrarlama’ sadedinden Peygamber Efendimiz’e sıkıntılı halinde usre-zorluğa karşı yüsr’ün-kolaylığın her dâim galip geleceğini hatırlatan Allah (c.c) her dönemin mazlumlarına yüsrün galibiyetini inşallah gösterecektir.

İlâhi yardımın habercisi zifiri karanlıklardan aydınlık sabahlara ulaşırken inşirah esintilerini soluklamanız dileğiyle…


[1]  İnşirah Sûresi, 94 / 5,6 [ فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (5) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (6)   ]

[2]   İmâm Mâlik, Muvatta, Cihad, 6.

[3]   Bakara Sûresi 2/286 ; [Ya Rabbenâ! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma –  رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ  ]

casino maxi