Galip GÖKTÜRK – Propaganda Ve Efsunlanmış Kitleler

Bugünkü yazımda tarihin gelmiş geçmiş en profesyonel yalancılardan birini kaleme almak istedim. Kitleleri istediği her düşünceye inandırabilen hatta kendi fikirlerine bir inanç mesabesinde bağlayarak kör olmuşcasına arkasından gidecek kadar efsunlayabilen bir yalancıdan… Meydana çıkıp konuşma yaptığında halkın birbirini ezdiği bir ayin neşvesi içinde dinlerken kendinden geçtiği bir devlet adamı. Evet sizin de tahmin ettiğiniz üzere bu kişi 20.yüzyılın en büyük yalancısı Hitler’in Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Paul Joseph Goebbels. Hitler’in milyonlara hitap ederken milletin o coşkusunun asıl mimarı Goebbels’ti. Führer’in tüm konuşmalarını hatta devletin tüm medya ve haberleşme gücünün ardında o vardı. Başkomutana sadece onun yazdığı metinleri meydanlarda coşkulu bir sesle okumak kalırdı.

Devlet çok büyük bir kavgaya girmek amacıyla tüm lazım unsurları hazırlanmıştı. Komutan hazır asker hazır, silah hazır… Tek bir eksik vardı o da kitlelerin bu savaşa ve bu galibiyete mefkuresine inandırılması ve tam desteğinin alınmasıydı. Bunun yanı sıra muhalif tüm seslerin ülkede ülkede sesinin kısılması yani pasifize edilmesi ve halkın Führer’in düşünceleri dışında hiçbir muhalif düşüncenin etkisi altında kalmaması. İşte tam da burada devreye girer Führer’nin en sadık dostlarından Goebbels’ in yalan konusundaki müthiş yeteneği…

“Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur”
( Dr. Paul Joseph Goebbels)

Evet o gelmiş geçmiş tüm politika ve siyaset adamlarına bir ders niteliğinde bir taktikti. Hatta bu; adeta “ufak tefek yalanları halk çabuk anlar, o kadar büyük bir yalan söyle ki onu anlayacak vakit ve muhakeme gücü bulamasınlar” demekti bu söz. Öyle de yaptılar 55 milyon kişinin ölümüyle sonuçlanan 2. Dünya Savaşı’nın mimarları tamda bunu yaptılar. Halklarına öyle büyük yalanlar söylediler ki bunları anladıklarında artık savaşın içinde bulmuşlardı kendilerini.

Goebbels bir dahi idi ve halkın ezilmişlik duygusunu açlık ve sefaletin kucağında debelenen bir kitleye nasıl yaklaşacağını çok iyi biliyordu.O evinde ekmeği olmayan bir insana parlamentoda daha fazla temsil imkanından bahsetmiyor; daha fazla ekmek vaat ediyordu.

“Sadece kendi rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyi onun üzerine yıkın.”
( Dr. Paul Joseph Goebbels)

O tam bir algı yaratma ustasıydı.Hiçbir ekonomik krizinin, siyasal bunalımın ya da mağlubiyetin faturasını üstüne almazdı. Halk ne Führer’den ne de partisinden bilmezdi başarısızlığı. Ortada bir başarısızlık varsa Goebbels onun sorumlusunu çoktan ortaya çıkarmış ve kitlelerin önüne atmış olurdu. Bu yeri gelir muhalif Sosyal Demokratlar yeri gelir Marksistler hatta bazen de Yahudiler olurdu Goebbels’in günah keçisi.
O önce kendine bir düşman seçer; sonra onu medya gücüyle yıpratır ardından “SS” Polis Teşkilatı onu ya legal yollarla hapse tıkar ya da bir suikast ile ortadan kaldırdı. Halk da zaten çoktan o düşmanın haklanmasını istemiş olurdu.

“Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin ve asla kabahat ve suç üstlenmeyin.”
( Dr. Paul Joseph Goebbels)

1933-1945 yılları arasında Hitler ve Propaganda Bakanı Goebbels; devletin gücünün zirvede olduğu andan Berlin’de bir sığınağa sıkıştığı ana kadar hiçbir başarısızlığı üzerlerine almadılar.
Evet; bu profesyonel yalan ustasının dehası ile kaleme almış olduğu “Büyük Yalan Teorisi” isimli eseri bugün bile hala Avrupa’da çoğu okullarda ders olarak okutulmaktadır ve günümüzün birçok siyasi parti ve liderleri de onun teorileriyle koltuklarını sağlama almakta… Ve meydanlarda ki yığınlar hala düşünecek vakit bulamadan uyutulup aldatılmakta bu büyük yalanlar ile…