Fazilet DURMAZ – Huzur neydi sahi?

Küçük bir sahil kasabasında denizin kokusunu içine mi çekmekti? Ya da ormanda sevdiklerinle güzel bir yürüyüş mü? Yoksa sıcacık yeni temizlediğin yuvanda kahve mi içmekti? Çocuklarını parka götürüp seslerinin kuş cıvıltılarına karıştığını mı duymaktı? Belki de hepsi… Bir çoğunun kolaylıkla ulaşıp memnun kaldığı bize huzur veren şeyler. Kiminin ise daha uzaklarda hep başkasının yaşantısında aradığı mı? Kimi zaman hedeflerimizin gerçekleşmesine şart koşarız mutluluğu. Eğer iyi bir üniversite bitip maaşı dolgun bir iş bulursak mutlu olacağızdır. İyi bir evlilik yapmaktır belki de mutluluk sebebimiz. İyi bir ev, iyi bir araba, sağlıklı olmak, arkadaş bolluğu vs.Bu listeyi o kadar çoğaltabiliriz ki herkese göre değişkendir ama vardır herkesin mutluluk kriterleri muhtemelen.

Peki ya hayat sizi çok farklı tecrübelerle sınamışsa…Özgürlüğün en büyük huzur olduğunu anlayacak kadar sınanmışsanız mesela. Yalnızca haberlerde gördüğümüz, duyduğumuz, etkisinin birkaç saat içinde geçecek  olan haberler. Bir savaş haberi, evsiz yuvasız kalan aileler, bir yangın haberi belki bir deprem haberi. Halimize şükredip onlara sabır dileyip yola devam ederiz. Böyle olması, unutulması da ayrı bir nimet aslında. Bir insanın omuzlarına yüklenen de kaldırabileceği kadar aslında.. Peki diğer taraftan sosyal medyanın yanıltıcılığına ne demeli? Lüks hayatlar, pahalı  kıyafetlerle çekilmiş süper eğlenceli görünen fotoğraflar, tatil pozları…  Tam da kendini yetersiz ve mutsuz hissettirenlerden söz ediyorum. Neredeyse hayatlarının her anını teşhir ederken o hayatları neden röntgenlemek zorunda kalasınız ki? İşte bu iki zıt kutup arasında kaybetmiş olabiliriz huzurumuzu. Bir yandan çok üzücü haberler bir yandan fazla özenti bir dünya.

İç huzuru nasıl bulabilir insan? Öz farkındalık- kendini farketme- kendi iç sesimize yönelmek bir nebze. Nelerden doyum sağlıyoruz, neler ve ya kimler bizi mutlu ediyor, kendimizi kimlerin yanında maskesiz özgür hissediyoruz, kimlerin yanında hata yaparım korkusu olmaksızın olduğumuz gibi ortaya koyabiliyoruz. Hangi uğraşlar bize tatlı yorgunluklar bırakıyor?

Geçmişle ya da gelecekle sınırlandığında “ an “, işte lezzet kaybı tam da orda. “Şimdi ve burada “ kavramı  Gestalt terapide kullanılan bir yaklaşım. Şimdi ve burada bu anda ne yapsam iç huzuru yakalarım. Her zaman mutluluğun hedef olması zor ve gerçekçi de değil zaten. Ancak içimizdeki sükunet, dinginlik, sakinlik, o iç huzur daha çok ihtiyacımız olan şey muhtemelen. Bunu öğrenir mi insan yoksa karakterinde mi vardır bu özellik. Fıtri olarak böyle insanlar mevcut çevremizde,  rastlarız. Sakindir, konuşmasıyla duruşuyla huzur verir karşısındakine, pozitiftir, umut doludur, zorlukla mücadele ettiği zaman da isyankar değildir, başkasını ya da kendini suçlamak yerine çözüm odaklıdır. Bu karakterde bir kişiliğimiz olmayabilir ama bunu öğrenebiliriz.  Bu dert bu keder bana ne öğretti? Başkalarının hayatını mercek altına almaktansa ben kendi hayatım için ne yapabilirim düşüncesini önceliğimiz haline getirmek olabilir önceliğimiz. Ne kadar farkına vararak yaşarsak o kadar anlamlandırmış oluruz hayatı. Bize verilen sürenin sonuna geldiğimizde ‘eyvah’ dememek için. İyi ki sevdiğimi söylemişim eşime, çocuğuma ve tüm sevdiklerime. İyi ki bilerek kırmamışım tanımadığım insanları bile. İyi ki yanımdan geçen suratsız teyzeye ben tebessümle karşılık vermişim. Onun için bir şey yapamasam bile onun olumsuz etkisini üzerime almamak için iyi ki ben zeytin dalı uzatmışım.

Hayatın hızlılığı ve sürekli tüketim arasında bir akışa kapılmış gidiyoruz ama nereye? Herkeste bir telaş, bir yoğunluk, bir panik. Nereye yetişiyoruz? Kimi sollamaya çalışıyoruz? Mükemmel olma yolunda ilerliyor herkes. Çocuğumuz daha kaliteli bir eğitim alsın diye kurslar, özel dersler bir koşturma silsilesi. Ebeveynlerin durumu ise bundan farklı değil zaten. Ama bir durun bakalım. Kendinizi bir dinleyin, çocuğunuzu bir dinleyin. Acaba bunların hangisine gerçekten ihtiyacı-mız var?  Hayat bizden hep daha iyi olmamızı mı istiyor? En hızlıysak alkışlanacağız, en çalışkansak kazanacağız, öyle mi gerçekten? Yoksa bunlar bize dayatılan öğrenilmiş çaresizliklerimiz mi? Bunların kaçınılmaz yan etkileri ekstra kaygı ve stres hali, çünkü yarışıyoruz ya kaybetmememiz lazım, saf dışı olmamamız lazım. İşte burada “durun” ve “sakin olun” . İhtiyacımız olan şey içimize yönelmek ve oradaki sesi dinlemek. Daha çok kucaklaşmak, daha çok öpmek koklamak evladımızı, daha saygılı olmak bizle aynı şeyi düşünmeyene, daha sevecen davranmak sevdiklerimize, daha şefkat duymak kendimize. Huzur…Sakin bir limana yaklaşmak ve daha çok hissetmek…

 

casino maxi