Azra ELÇİN – İnsana Niyet Ettiğinden Başka Ne Var Ki! (*)

Gökteki hadiselerin vukuu yerdekilerden çok farklı olmasa da netice itibariyle tabiat daima ileri giderken, terakkisi iradesine bırakılmış insan yalpalar durur. Bütün kavramlar en başta iyi ve kötü olarak ayrışır, insanın serüvenini anlamak için bir ayrım yapılacak olursa belki de bakış açısından başlamak gerekir. Biz de bu yazının hikayesinde güzel bakan ve çirkin gören olarak iki zümre belirleyelim. Elbette ki insanlar bu iki zümreden ibaret değil ya da illa ki bir zümreye dahil değil. Bazen güzel bakmaya gücü yetmez güzel insanların, bazen de çirkinleşen kalblerin bile güzele değdiği olur. Meseleyi izah edebilme adına net iki güruh resmetmiş olalım; güzel bakan ve çirkin gören olsun adları..
İki güruha da gerekli yetiler bahşedilmiştir. Birincisinde ki letafet, ikincisinde ki sefalet insan iradesine bırakılmıştır. Karşılığındaysa güzelliklerin renklerini yakalaması istenir. Rastladığımız somut ve soyut her olgunun rengine, önce akıl niyetiyle karar verir. Akıl iyi niyetteyse ‘güzel olma’, kötü niyetteyse ‘çirkin kalma savaşındadır. Bu bir bakış-niyet tercihidir. Ne gördüğünden ziyade nasıl görüldüğüyle ilgilidir.

Mesela göğün en öfkeli halinde, bulutların yanyana durabilmesiyle başlar yağmur. Bütün hiddetlerine rağmen bereket olur yağarlar. Vazifelerini ifa edip çekildiklerindeyse geriye rengarenk gökkuşağını bırakırlar.

Bu güzelliği herkes sever ama sadece ‘güzel bakanlar’, bulutların kavgasının bu güzelliğe sebep kılındığını farkeder ve gülümser. Renklerin kendi rengini kaybetmeden,birbirlerine boyatma-boyama derdi olmadan akıp gittiklerine şahit olurlar. Her rengi bir fıtrata benzettiklerindeyse güzellik gökten yere iner. Göğü şenlendiren ahenk hayata da değer. Bu kuşak terbiyesinde siyahın da beyaz kadar masum olma ihtimali vardır. Zıt olan asl’olanı anlamaya bir basamak, her yeni gün yeni yağmurlara fırsattır. Dostlukları mavidir, yanarken bile serindir. Huyunun tutması için tonunun tutmasına gerek yoktur. Bahardır halleri; her renk konacak bir köşe bulur. Eylem’deki güzeli görmek erdemse de, bu kuşağın insanları eyleme’de ki güzellikle meşgul olur.  Değdiği her renk kalbe nur olur akar, geçtiği heryeri yıkar. Kalp parladıkça ruh da her renge uyanır,hayatta yaşamaya değer ne varsa bulup çıkarır. Zaman geçtikçe bütün renkleri ihtiva ederler, öyle hâl olur ki yeryüzüne yer’kuşağını çekiverirler..

‘Çirkin görenler’ içinse durum bambaşkadır. Ne gözleri göğü görür ne de elleri bereketlidir. Önünden geçen binbir renkten habersiz birikir yılları. Bulutlar hep kavgalıdır onlara göre, yağmur hep bela gibi inmiştir tepelerinden. Perdeleri mütemadiyen kapalı olduğundan gökkuşağını farketmezler, bütün tonlar siyaha çalar. Ümit can çekişir ellerinde. Hergün ayrı bir kıyamete uyanırlar; defalarca hesaba çekerler kendileri dışındaki herşeyi. Cennete ulaşan yoktur, hep alacağı vardır hesaplaşmalardan. Zaten tabiatta ona hizmet etmek için yaratılmıştır. Yavaş yavaş yalnızlaşırlar.  Gözlerine zift çekmişlerdir, hayatına güneş de doğsa gecedir. Kalbe akan yalnızca kirdir. Bu duruma tahammülü olmayan kalp zamanla köşesine çekilir, sesi duyulmaz olur. Kalble irtibatı kesilen ruh ise gayesini yitirir. Cehennemi dünyaya taşıyan bu ahali için yaşamak da tam bir kaostur.

İnsan doğmak hangi zümreden olacağına-kalacağına dair bir tekliftir. Tarafını seçmek için verilen en güzel hediye de yaşamaktır. Fıtratta ki binbir ahengi bulmalı,hayatı renklerinden sıyırmadan yaşamalı vesselam.
* Hadis-i Şerif/Buhari