Ali YAPALAK – Kanadı Kırık Kuşlar – 2

”Bir toplumu yok etmek için silahlara gerek yoktur. Dilini unutturmak yeterlidir.” diyor Konfüçyüs.

Ulu Bilge’nin bu sözü üzerine sayısız kitap yazılmış sayısız konferans verilmiştir. Makale ve doktora tezleri de cabası… Bu vakitten sonra değil makale; bir köşe yazısı yazmaya dahi ihtiyaç yoktur. Yazılan eserleri küçümseme değil maksadım. Biraz sitemdir benimkisi… kendimce bir muhasebe … bir arayış… Çünkü bugün anadilinden uzak küçük bir Anadolu var Avrupa’da. Bir Türk evinde Türkçe konuşulmaması ne kadar acı. İki kardeşin Türkçe anlaşamaması ne kadar üzücü. Ve en acısı da bu durumun gayet doğal karşılanması ve “bunun böyle olması gerek” düşüncesi. “Yani artık buralıyız, burada yaşıyoruz, buranın dili yeterli” olgusu hâkim insanlarda. Haklı olarak sormak istiyorum.

Nerede o kitaplarda yazılan ve savunulan düşünceler?  Nerede yapılan araştırmaların neticeleri? Nerede verilen onca konferansın sonuçları? Nerede çözüm?

Özellikle Almanya’da yaşayan Türkler’in anadil sorunları diye yazılmış onca eser var ki… Bu eserlerin birçoğu tez ve rapor şeklinde. Yani ciddiye alınmış, üzerinde kafa yorulmuş bir sorun… Gel gör ki yıldan yıla Türkçeye olan ilgi azalmış. Anadille ilgili birçok soruna çözüm bulunamamış ve son nesillerde dil ile birlikte kültürden kopmalar had safhaya ulaşmış. Avrupa’da göçmen olarak sadece Türkler yok, birçok millet mevcut ama dil ve kültürden kopuş en fazla maalesef bizim insanımızda. Dil ve kültürden kopuş diyorum! Ezilme, büzülme, yırtılma ya da incelme değil, kopuş!

Sovyetlerin Orta Asya’dan çekilmesiyle bağımsızlığını kazanan devletler, yıllar geçmesine rağmen hala dillerindeki bozulmayı düzeltebilmiş değiller. Bütün imkânlarını seferber edip kendi dillerine dönmeyi amaçladıkları halde hala oluşan tahrip düzeltilememişse, Avrupa’daki Türklerin anadil sorununun çözülmesinin o kadar da kolay olamayacağı aşikâr. Ve bu sorun da yıldan yıla katlanarak devam etmekte. Maalesef Konfüçyüs ne kadar da haklıymış demek geliyor içimden. Tarihte Avrupa’ya göç eden Türk Boyları geliyor aklıma. Nerede şimdi onlardan kalanlar? Geliş yolları ve şartları farklı da olsa sonuç hep aynı mı olmalı, yok oluş mu? Nesillerin yok oluşu kader olmamalı. Aslında sorunun çözümü ailede. Diline sahip çıkmalı her bir aile. Diline sahip çıkan, nesline sahip çıkar. Ailelerin anadili konusunda bilinçlenmesi bu kopuşu durduracak en büyük etkendir. Her anne ve baba çocuğuna, kendi dilini öğrenmesi gerektiğini anlatmak ve evde de bu ortamı sağlamak zorundadır. Dil sadece evde konuşulmayla da öğrenilmez bu ayrı bir mesele ama en azından evde Türkçe konuşarak, meseleye bir yerlerden başlanılmalıdır. Özellikle yurt dışına yeni çıkmış aileler son derece dikkatli olmalıdır. Bulundukları ülkenin dilini öğrensinler diye çocuklar anadillerinden koparılmamalıdır. Yaşanılan coğrafyanın dili ve anadil arasındaki o ince ayar bir şekilde bulunmalıdır. İki dil birbirini tamamlayan iki unsurdur biri bozuksa diğeri mükemmel çalışmaz.

Yazı serimizin başlığını bunun için “Kanadı Kırık Kuşlar” koydum. Yerinden yurdundan olan ya da edilen her insanın kırıktır kanadı. Hele o yavrularımızın nasıl da acıyordur minik kanatları. Hayal dünyalarında süzülürken bir anda yıkıldı her şeyleri.  Yürekleri kıpır kıpır uçmak isteseler de uçamıyorlar. Gurbete ilk gelenler kendi dillerini unutarak kırmışlar kanatlarını; yeni gelenler de dil bilmeyerek! Yaralarını sarmalı yavrularımızın, kanatlarını geri kazandırmalı. Çünkü önlerinde kanat çırpacak uçsuz mavilikler var.

casino maxi