Ahmet KOÇ – “Stoyki Muzhik”

27 Kasım 2015 tarihinde vizyona giren ABD yapımı bir film olan “Casuslar Köprüsü” (Bridge of Spies) filminde  geçen bir ifadedir “Stoyki Müzhik”…  Yani  Dik Duran Adam…  Soğuk savaş yıllarında Newyork Barosu tarafından bir Rus Casusunu savunmakla görevlendirilen idealist bir avukatın yaşanmış öyküsünün anlatıldığı filmin başrolünde Tom Hanks yer almaktadır. Avukat Donovan,  doğru bildiklerini savunmak uğruna yalnız kalmaktan korkmayan idealist bir karakteri canlandırmaktadır.

Filmin başrolündeki Avukat Donovan, 1916-1970 yılları arasında yaşamış gerçek bir kişidir. İkinci Dünya Savaşı döneminde Amerikan Deniz Kuvvetlerinde komutanlık yapmış, daha sonrasında hukuk danışmanlığı, avukatlık ve politik arabuluculuk görevlerinde bulunmuştur. ABD’nin başarısız olduğu Domuzlar Körfezi çıkartmasından sonra, 1113 mahkûmun serbest bırakılmasında da büyük rol oynamıştır.

New York Barosu, Brooklyn’li bir sigorta avukatı olan James Donovan’ı (Tom Hanks), Amerika’da casusların bile hakkaniyetle yargılanabileceği izlenimini vermek amacıyla zorunlu müdafii olarak atamıştır. James Donovan, her ne kadar toplumun nefretini kazanmamak için bu görevi kabul etmek istemese de Baro tarafından görevlendirilmiştir bir kere. Başlangıçta casusu savunan, herkes tarafından nefret edilen bir kişi izlenimi vermektedir. Hatta ailesinin desteğini bile arkasında hissedemez. Göreve başladıktan sonra toplumsal baskı nedeniyle evi dahi kurşunlanmıştır. Donovan, meslek etiğinden ödün vermeyerek, “Herkesin savunulacak bir hakkı vardır” şeklindeki sözleriyle görevini yapmaya çalışan dik duran adam  (Stoyki Muzhik)  olarak karşımıza çıkmaktadır.   Amerikan hükümeti, Rus casus Rudolph Abel (Mark Rylance)’a, işbirliği yapması halinde özgürlüğünü vadetse de Rudolph Abel  yanaşmamaktadır. Aslında Rus casus Rudolph Abel (Mark Rylance)’a verilecek ceza çoktan bellidir. İdam…  Ancak avukat, masumiyet karinesine dikkat çekerek davaya farklı bir boyut  kazandırma peşindedir.  Herkesin savunma hakkına sahip olduğunu dile getirerek davaya bakan hakimden bir takım taleplerde bulunmuşsa da  tüm talepleri reddedilmiştir. Örneğin Rus ajanın kaldığı otel odasında yapılan aramanın hukuka aykırı olduğunu, herhangi bir hakim kararı yada Savclılık izninin bulunmadığını, bu kapsamda elde edilen bulguların hukuki anlamda delil niteliği taşımadığını ifade etmektedir. Ancak hakim bu hususu kamuoyu baskısı nedeniyle dikkate almamaktadır.  Rus ajanın suçlu olduğu baştan kabullenildiği için yargılamalar gösterişten ibarettir. Zorunlu müdafi olarak görevlendirilen avukat dahi ceza avukatı değil sigorta avukatıdır. Yani yapılan görevlendirme dahi usûlen yapılan göstermelik bir görevlendirmedir. Hiç kimse avukattan fazlasını da istememektedir. Hatta hakimin bile  oyu  bellidir. Bunu ifade etmekten de çekinmemektedir.

Yargılama esnasinda sanığın savunma yapmasına karşı çıkan kişilere yönelik, avukatın “Anne-baba tarafından İrlandalıyım. Ben İrlandalıyım, siz Almansınız. Ama ikimizi de Amerikalı yapan şey nedir? Sadece bir şey. Tek, yegane şey: Kurallar kitabı. Buna Anayasa diyoruz ve kurallarını da kabul ediyoruz. Bizi Amerikalı yapan şey de bu. Hatta tek şey bu. Kurallar kitabı yok falan deme ” şeklindeki sözleri hukukun üstünlüğüne yönelik dikkate değer bir eleştiridir.

Bir sahnede avukat James Donovan, hakimin evine gitmekte ve Rus ajanın idam edilmemesini talep etmektedir. Donovan, Abel bize ileride lazım olabilir Sayın Hakim. Elimizde kalması Sovyetlere karşı bir koz olur diyerek cezasının müebbete çevrilmesini istemekte ve hakim de tamamen siyasi saiklerle karar alarak davayı sonuçlandırmaktadır.

Filmde casusluk suçuna sebebiyet verebilecek herhangi bir somut delilden bahsedilmemektedir. İstihbari bilgiler nazara alınarak hüküm kurulmuştur. Yalnızca istihbari bilgilere dayanarak kişiler hakkında hüküm kurulduğunda adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş olmaktadır. Bu bilgiler hiç dikkate alınmayacak mıdır, elbette alınacaktır ancak somut delillerle desteklendiği takdirde dikkate alınmalıdır.  Günümüzde de hala bu sorun bazı ülkeler tarafından aşılabilmiş değildir. Zira bu tip dosyalarla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hak ihlali oluştuğuna yönelik kararlar vereceği muhtemeldir. Gözden kaçan nokta avukatın müvekkilini, hukuki gerekçelerle değil de politik ve siyasi gerekçelerle savunmak zorunda kalmasıdır.

Dik duran adam Donovan’ın (Tom Hanks), ABD’de yakalanan Sovyet casusu Abel’in (Mark Rylance) avukatlığını üstlenmesiyle gelişen olayları anlatan film, konu itibariyle olmasa da bazı ülkeler tarafından yapılan yargılamalardaki hukuksuzlukları anımsattığından izlenmeye değerdir.